”Gri bir İstanbul sabahı kapkara içimle sevimsiz bir uyum içinde… Kurtulmak için kendimden Bakırköy’deki sahafa gidiyorum. Sırasız, darmadağın ve küf kokan içime sırasız, darmadağın, küf kokan kitaplar saracağım. Burada ”burda” mecmualarının arasında ”başkayerde” kitaplarını bulabilirim. Dantel dergilerini alan kadınların arasında boynu bükük, sarı yapraklarını döken sonbahar kitaplarını bulabilirim. Bilgisayar dünyasının disket hediyeli dünyasının içinden Zweig’ları, Althusser’leri aparabilirim ve denizin altında yirmi bin fersah derinliklere dalıp kendimi bulabilirim.
Bugün her zamankınden çok fazla kitap var. Bu, geçirilecek daha fazla mutlu zaman demek. Çay söylüyorlar, sigara yakıyorum, sohbetliyoruz. Daha çok kitap gelecekmiş,haftada iki kez, daha da gelecekmiş. İçim ferahlıyor, sıcak çayı hızla yudumluyorum, dilim yanıyor. İçim daha fazla yanmadan girmeliyim aralarına.
Bir soru: Nereden gelecek?
Yeşilköy’de bir adam, elli mi altmış mı? Ev, büyük mü, küçük mü? Her yeri kitap dolu. Salon, yatak odası, mutfak, hol kitap dolu. Adamın içi kitap dolu, kafası kitap dolu, hhayatı kitap dolu. Kadın…Karısı. Ev dar geliyor ona,gidiyor. Kitaplar gidince gelmek üzere. Kitaplar gitmezse dönmemek üzere. Kitaplar onun gövdesine yer açmak için buraya geliyor haftada iki kez iki kamyonet. Yani haftada iki kez adamın kolları, adamın bacakları, adamın yüreği, adamın kendisi. Parça parça buraya, bu dükkana geliyor.
Her kitabın içinde adamın öyküsü de yazıyor. Her kitaptan adamın kanı sızıyor ellerime. Burada, bir adamın mezarının başında parçalanmış yüzünü okuyorum.
Sahaftan başkasının yaşamını alıyorum,karısının sattığı yaşamı. Adamı düşlüyorum, içi kırılmış. Sayfalarda kan izi var. Bıçak gibi kitaplar alıyorum. Cam kırıklı sayfalar okuyorum.
Her kitapta iki kitap var: Kitabın öyküsü, adamın öyküsü. Üçüncüsü benim.
Bir de kadın: Kırmızı elmalı kadın…”
Cem mumcu- Üçüncü Sayfa Güzeli(sf.80)